Paganizm Nedir?

Paganizm, esasında bütün insanlığın atalarının sahip olduğu en eski inanış biçimi olarak tanımlanabilir. Panteizm, politeizm gibi birkaç farklı inanışı kapsayan Paganizm, temelde kadim doğaya inanır ve doğanın özünde kutsal olduğunu benimser. Buna göre tek tanrı inancı yoktur ve evrendeki her şeyin –bütün canlılar, mekanlar, cisimler- birer ruhu vardır. Hissedebilen her türlü varlığın, tanrının bir yansıması olduğunu öne sürer. Tanrı ve tanrıçalar Paganizm’de önemli bir yer tutar ancak bu varlıklar da doğa ananın yani en temel, kadim gücün birer tezahürüdür.

Cadılığın Tarihi ve Cadılar

Türk Dil Kurumu cadı kelimesini üç şekilde açıklar: 

1. isim Geceleri dolaşarak insanlara kötülük ettiğine inanılan hortlak.
2. isim, mecaz Kötülük yaparak başkalarına zarar veren kadın:
3. isim, eskimiş Çok güzel göz.

Cadı direkt bir kavram olarak Orta Çağ’da karşımıza çıkmadan önce cadının “anası” olarak büyücü olarak vardır. Büyücü (malefici), bilgisini bilgeden farklı olarak zararlı amaçlar için kullanabilendir. Büyü, astroloji ve geleceği okuma sanatının (divinatio) doğduğu yer olarak Pers ve Babil uygarlıkları olarak kabul edilebilir. Öte yandan büyü, Mısır ve Yunan uygarlıklarına dair kaynaklarda da karşımıza çıkan yaygın bir pratiktir. Büyücünün harfler, kelimeler ve sembollerden gizemli bir dil kullandığına inanılmıştır. Bu dönemde büyücünün kelimeyle karakterize bir cinsiyeti ve betimlemesi yoktu. Peki Antik Çağ’ın büyücüsünden Orta Çağ’ın çirkin kocakarısına geçiş nasıl oldu?

Antik Çağ’a baktığımızda, Orta Çağ’ın aksine ikili bir inanç sistemi vardır. İyi ve kötü karşıtlığı üzerine kurulan bu sistemin Hristiyanlık’tan farkı karşıt güçlerin birbirini tamamlayan bir birlik içerisinde var olan kozmik sistemi merkez almasıdır. Örneğin Eski Mısır’da Osiris ve Isis kadın ve erkek, Horus ve Seth ise aydınlık ve karanlığı temsil eder.  İyilik ve kötülüğü temsil eden tanrılar da bu ikili sistemin içindedir. Örneğin yine Mısır’da bir çarpık bacakları, öfke dolu bakışları, sürekli dışarıya sarkık duran diliyle saldırmaya hazır bir hilkat garibesini andıran cüce demonun erkek versiyonu Bes iken, dişi versiyonu Beset olarak adlandırılır. Tekinsiz betimlenmesine rağmen aslında kötülüklere karşı koruyucu bir ruh olarak bilinir. Evlerde yatakların baş uçlarına ve aynaların kenarlarına Bes ve Beset’in figürlerini koymanın evi kötü ruhlardan ve nazardan koruyacağına inanılır.

Bu dönemde bilinen bütün uygarlıklarda büyü pratiklerine rastlanır. Büyücünün gizemli kelimelerle efsunlu tılsımlar yazdığına inanılır. Büyüler doğal ve kara olarak iki kategoriye ayrılır. Doğal büyüler iyi niyetlerle, dönemin dini kuralları çerçevesinde sınırlanarak yapılan bir tür ritüel/ibadet olarak tanımlanabilir. Kara büyü ise büyücüye doğa üstü varlıklar, ruhlar ve hatta dönemin tabirine göre demonlar (kötü ruh) tarafından verilen güçlerle yapılan kötü niyetli eylemlerdir. Bunlar arasında en çok bilinenleri tarladaki ürünleri dolu ve kuralık aracılığıyla kurutma, hayvanları telef etme, evli erkeğin iktidarını elinden alarak çocuğunun olmasını engelleme, çocuklara hastalık vererek aile kurumunu zayıflatma niyetiyle yazılan muska ve tılsımlar, okunan efsunlar sayılabilir.

Eski çağlardan beri büyü insanların yaşamında her zaman önemli bir yer işgal etmiştir. Büyü gündelik hayatın çözümlenemeyen sorunlarının anahtarı haline gelirken, bu anahtarı elinde bulunduran büyücünün sahip olduğu doğaüstü güçleri kimden ve hangi metotlar kullanarak elde ettiği sorusu modern cadının sahneye çık(arıl)ışına kadar daima geri planda kalmıştır. 

Erken Hristiyanlık dönemine geldiğimizde Yeni Platonculuğun en önemi temsilcisi Plotinos’un mistisizm üzerine söyledikleri Orta Çağ’da cadı kavramının gelişiminde önemli rol oynar.  Plotinos’a göre demonlar yani kötü ruhlar insanlarla cinsel ilişki kurabilirler. Bu iddia geç Orta Çağ’da cadıların şeytanla ve demonlarla ilişkiye girerek onların çocuklarını doğurduğu inancını ortaya çıkarır.

Şüphesiz ki Hristiyan filozofların da cadı kavramını geliştirerek cinsiyetlendirmede çok büyük payları vardır.  Bunlardan en önemlisi, İlk Çağ Hristiyanlığının en önemli düşünürlerinden olan Aziz Augustinus’un demonoloji hakkındaki söylemleridir.  Augustinus’a göre demonlar yani kötü ruhlar hırs, kıskançlık ve riya gibi özellikleri sebebiyle Tanrı’ya karşı gelerek düşmüş meleklerdir. Büyücülük ve falcılık gibi işleri de inananlar Tanrı’nın yolundan dönüp kendilerine hizmet etsinler diye icat etmişlerdir. Augustinus’a göre bu demonlarla iletişim kurmak, büyücülük yapmak Tanrı’nın gücünü inkâr etmek ve ona karşı gelmek demektir. Bu söylemler neticesinde tarih boyunca iyi-kötü sisteminin bir parçası olan büyü ve büyücülük, artık Tanrı yolunda savaşılması gereken bir pratik olmaya başlayacaktır. 

Cadılık ve Wicca 

Cadılık ve wicca sıklıkla karıştırılan iki özel terimdir. Temel olarak wicca’yı cadılıktan ayıran en önemli nokta wicca’nın bir inanç sistemi olmasıdır. Cadılık tarih boyunca bilge ve şifacı kadınların ritüelleriyle varlığı bilinen bir kavram olmasına rağmen, wicca 1900’lü yılların ortalarında Gerald Gardner tarafından ileri sürülen, öğretilerinin toplandığı bir inanç sistemine dönüşmüştür.

Cadılık ve wiccanlık, Paganizm’deki gibi doğanın kadim bilgeliğini temel alan yaklaşımlardır. Doğadaki dört elementi kullanarak ritüeller yaparlar fakat cadılıkta aileden, kan bağıyla öğreti aktarımı vardır. El vermek kavramı da yine cadılıkta karşımıza çıkan bir harekettir. Wiccanlık bir ata bağı gerektirmez.

Cadılıkta tanrı ve tanrıçalar tıpkı Paganizm’deki gibi evrendeki kadim gücün birer tezahürüdür bu yüzden düzeni sağlayan varlıklar olarak görülür. Cadılar, bu tanrı ve tanrıçalarla iletişime geçerek gerek yardım gerek de rehberlik isteyebilirler ama tek tanrılı dinlerdeki gibi bir tapınma durumu söz konusu değildir. Wiccanlar ise tanrı ve tanrıçalara tapınma ve ibadet gibi eylemlerde bulunurlar.

Wiccanlarda Üç Kat Yasası şeklinde bir inanış vardır; buna göre wiccanlar yaptıkları her iyiliğin ve her kötülüğün onlara üç katı olarak geri döneceğine inanırlar.

Bir cevap yazın