Tudor Hanedanı VIII. Henry’nin aşkından yanıp tutuştuğu, öyle ki Vatikan’ı karşısına alarak İngiltere Kilisesi’ni kurduğu İngiltere tarihinin en tartışmalı kraliçesi Anne Boleyn’i yalnızca VIII. Henry’nin karısı olarak anmak yetersiz ve yanlış olacaktır.

Anne Boleyn, Tudor Hükümdarlığı’nda dönemin makbul kadın anlayışı karşısında bütün gücü ve kararlılığıyla durmuş, gelenekleri yıkarak bir kadının aklına koyduğu her şeyi yapabileceğini feminizm kelimesinin henüz esamesi okunmayan zamanlarda göstermiştir. Boleyn Kristal’in ilhamını aldığı cadı kraliçe Anne Boleyn’i yakından tanıyalım.

İngiltere tarihinin en tartışmalı kraliçesi Anne Boleyn, Sir Thomas Boleyn ile Elizabeth Howard’ın kızıdır. Net doğum tarihi bilinmemekle birlikte o dönemde İngiliz aristokrasisinin saygın ailelerinden birinden geldiği için eğitimli bir leydi olduğu aşikârdır.

VIII. Henry ilk karısı Aragornlu Katherine ile hâlâ evlilik yeminiyle bağlıyken, sarayda kendisi için bir de metresi vardı: Anne Boleyn’in kardeşi Mary Boleyn. Tudor Hanedanlığı döneminde kralların metreslerinin olması normal görülürdü. Bir erkek ve bir kral olarak istediği her şeyi elde etmek hakkıydı.

Anne Boleyn saraya geldiğinde henüz 21 yaşındaydı. Sarı saçlar ve soluk bembeyaz tenin soylu bulunduğu geleneksel Tudor güzellik anlayışından uzak olan bu genç kadın, simsiyah saçlarıyla saraya adımını attığı andan itibaren tabuları yıkmaya başlamıştı. Üstelik beyaz tenin soyluluk göstergesi olduğu için soylu kadınların kat kat pudralar sürüp yüzlerini beyazlattığı bu dönemde ten rengini değiştirmek için de uğraşmamıştı. Tudor döneminin makbul güzellik anlayışına karşı çıkmış, sarayın koridorlarından kraliçe odasına uzanan yolda bedenini gururla taşımıştı.

Anne Boleyn, VIII. Henry’nin sarayına kız kardeşi ve kralın metresi Mary Boleyn’in yanına geldiği andan itibaren zekası ve cazibesiyle kralı derinden etkilemişti. Kararlı ve ne istediğini bilen bir kadındı. VIII. Henry’nin ve İngiltere’nin kraliçesi olmak istiyordu. Kral, Anne Boleyn’e deli gibi âşık olmuştu.

Aşk ve Büyü

Kral, hâlâ ilk karısı Aragonlu Katherine ile beraberken, Anne Boleyn ile birbirlerine olan aşklarını mektuplar üzerinden yaşıyordu. Anne Boleyn, kararlılığı, kendine ve aşkına olan güveniyle kralın tek gözdesi olmayı başardı. Kralın aşkını anlattığı mektuplardan birinde, Anne Boleyn’in kendisinden net bir cevap beklediğini vurgulaması da oldukça önemlidir zira Tudor krallarının istediği her kadın üzerinde hak sahibi olduğunu düşündükleri bir dönemde, VIII. Henry Anne Boleyn’in kalbinde yer edinebilmek için çabalıyordu:

Aramızdaki aşka dair düşüncelerinizi açıkça ve tüm içtenliğinizle anlatmanızı rica ediyorum. Bu cevabı almak benim için kesinlikle çok önemli. Bütün bir sene aşkın ateşinde yanarken, kalbinizde ve tutkunuzda bir yer bulmayı hâlâ başaramadım mı bilmek istiyorum. (1527)

Anne Boleyn, kralın aşkına karşılık verse de belli şartları vardı. Gözde olacaktı. Bir tek kendisi olacaktı. Kral adeta Anne Boleyn’in aşkıyla büyülenmişti. O dönemde Hristiyanlığın Katolik mezhebini benimseyen ve dini olarak Vatikan’a bağlı olan Büyük Britanya Krallığı’nda boşanmak dinen yasaktı. VIII. Henry, Anne Boleyn ile evlenebilmek için Vatikan’ı karşısına aldı ve Katolik mezhebini reddederek daha sonraları Anglikan Kilisesi olarak anılacak İngiltere Kilisesi’ni kurdu.

Monarşi ile yönetilen ataerkil bir ülke ve toplum için erkek çocuğun ne kadar önemli olduğu aşikâr. Kralın ilk karısı Katherine’den bir kızı olmuştu fakat kendisi asıl soyunu devam ettirecek bir erkek evlat istiyordu. Anne Boleyn’in de ona “Sana erkek evlatlar vereceğim,” dediği söylenir fakat 1533 yılında ilk çocuğu ve İngiltere’nin gelecek en büyük hükümdarlarından I. Elizabeth dünyaya gelir. Kral elbette erkek çocuk istediği için hayal kırıklığına uğrar.

Anne Boleyn 1534 yılında bir kez daha hamile kalmıştır fakat düşük yapar, ardından bir kez daha ve yine bebeğini kaybeder. Ardı ardına yaşadığı düşükler kral ile arasının açılmasına sebep olur. Üçüncü düşük esnasında, ölen bebeğin erkek olduğu anlaşılınca VIII. Henry, Anne Boleyn’in kendisini büyüyle ona aşık eden bir cadı olduğunu ve büyü altında olduğu için de erkek çocuğu olmadığını düşünmeye başlar.

Dönemin makbul kadın anlayışının tam karşısında tüm zarafetiyle duran Anne Boleyn’in kralı etrafında pervane edecek kadar güçlü bir kadın olması, cadı olduğuna dair söylentiler beraberinde getirmiş hatta halk arasında cadıların sahip olduğu düşünülen bazı özelliklerini görenler olduğu iddia edilmişti. Örneğin, kimi kaynaklara göre Anne Boleyn’in altı parmağı vardı ki bu o dönemde cadı kadını makbul kadından ayırmak için önemli bir özellikti. Ayrıca daima boynunda taşıdığı ikonik inci kolyesinin altında cadılara özgü bir et benini gizlediğine dair söylentiler de yayılmıştı.

Cadı olduğuna dair en kuvvetli kaynak, Tudor uzmanı İngiliz tarihçi Eric Ives’in Life and Death of Anne Boleyn (Anne Boleyn’in Hayatı ve Ölümü) adlı kitabında bahsettiği, kraliçenin düşük yaptığı erkek fetüsün biçimsiz olduğu üzerinedir. Ives’in aktardığına göre:

“16. yüzyıl ahlakçıları, o dönemde korkunç doğumları ve düşükleri cadılarla özdeşleştirdiği için, birçok tarihçiye göre Anne Boleyn’in düşüşü ve yargılanışına giden yolu yaptığı düşük açmıştır.”

Anne Boleyn yaptığı düşüklerin ardından hem cadılık ve büyücülük hem de zina ile yargılanarak idama mahkûm edildi. Ataerkil toplumun içerisinde bütün özgüveni ve dişiliğiyle ön plana çıkan bu güçlü kadın, tarihin belki de ilk feministlerinden biri. Anne Boleyn, boynundaki ikonik inci kolyesiyle Boleyn Kristal’in doğal taş tasarımlarına ilham ve bütün Boleyn kızlarına güç veriyor…

Anne Boleyn’in ikonik inci kolyesinin Boleyn Kristal tasarımı.

Bir cevap yazın